Eğitim Rewşan: Kendi anadilimde şiir yazmak benim için çok kıymetli Şarkı sözü yazarlığını şiirle iç içe tanımlayan Rewşan, “Bir söz dinleyicinin gönlüne değmiyorsa tamamlanmış değildir” diyor. Hakan Kaplan 6 Nisan 2026 Sanatçı Rewşan, önümüzdeki günlerde İstanbul, Hamburg, Paris ve Antalya’da dinleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor. 13 Haziran’da Avcılar Dreampark Açıkhava’da, 11 Nisan’da Hamburg Kampnagel’de, 18 Nisan’da Paris La Merberie’de ve 22 Nisan’da Antalya Atatürk Kültür Merkezi’nde ve 6 Mayıs’ta İzmir’de sahne alacak olan Rewşan ve müzisyen Hakan Gürbüz ile Kadıköy’de bir araya geldik. Hem yaklaşan konserlerini hem son albümünü hem de müzikal yolculuğunu konuştuk. Son albümünle birlikte bir kırılma yaşandığınızı hissediyor musunuz? “Hınar” sizin için nasıl bir yerde duruyor? Evet, çok net bir kırılma var. Çünkü bu albüm baştan sona bir beste albümü. Dokuz şarkıdan oluşuyor ve sözlerin tamamı bana ait. Bestelerin de büyük bölümü benim. Bu, benim için çok başka bir alan açtı. Daha önce derleme eserlerle, geleneksel formlarla, başka müzikal hafızalardan beslenerek yaptığım işler vardı ama burada ilk kez bu kadar doğrudan kendi iç sesimi, kendi dünyamı, kendi şiirimi ortaya koyabildim. İlk albümle bu albüm arasında çok büyük farklar var. İlk albüm biraz daha yolun başındaki bir insanın, daha sınırlı imkânlarla, kendi kararıyla ve kendi idrakiyle oluşturduğu bir dünyaydı. Ev kayıtlarından oluşan, daha yalnız bir üretim sürecinin sonucuydu. Bu albüm ise çok daha kolektif, çok daha cesur, çok daha açık bir deneme alanı sundu bana. Burada hem müzikal anlamda hem de söz dünyası anlamında daha özgür hissettim kendimi. Bir de şu var: Geleneksel eserlerle çalışırken ister istemez daha dikkatli, daha nazik olmak istiyorsun. Çünkü ortada ortak bir hafıza var. Ama beste yaptığında başka bir özgürlük alanı açılıyor. Kimseye hesap vermek zorunda hissetmiyorsun kendini. Tam da bu yüzden burada hem sound olarak hem de ifade biçimi olarak bambaşka şeyleri deneme imkânımız oldu. “Kadın kimliğimden besleniyorum” Albümde sözler çok güçlü. Şarkı sözü yazarlığını nasıl tarif ediyorsunuz? Benim için şarkı sözü yazarlığı şiir ve edebiyatla çok iç içe bir şey. Yani sadece bir duyguyu cümleye dökmekten ibaret değil. Kendi dünyanı, yaşam pratiklerini, bakış açını, yaralarını, neşeni, öfkeni, yalnızlığını daha yoğun, daha damıtılmış, daha konsantre bir dille anlatmak zorundasın. Şarkı sözünde gündelik dili de kullanabilirsin, çok lirik bir dili de kullanabilirsin, daha sert ya da daha yalın bir yerden de konuşabilirsin. Ama en nihayetinde dinleyicinin gönlünü titretmen gerekir. O sözün bir yere değmesi gerekir. Ben bunu daha yeni yeni daha derinden deneyimliyorum aslında. Çünkü dönüp baktığımda bir söz gerçekten tamamlandı mı, o şiir gerçekten bitti mi, hâlâ bir yerini değiştirmek istiyor muyum diye uzun uzun düşünüyorum. Eğer değiştirilecek bir yer varsa benim için o metin henüz tamamlanmamıştır. O yüzden bazı şarkı sözleri yıllar aldı. Hatta bazıları hayatımın çok başka dönemlerinde yazıldı. Sonra dönüp başka bir zamanda tekrar baktım, yeniden işledim, yeniden düşündüm. Peki nerelerden besleniyorsunuz? Elbette kadın kimliğimden, Kürt kimliğimden, kentte yaşayan bir kadın olmanın getirdiği sıkışmalardan, yalnızlıklardan, göç hikâyemden, aile hikâyemden, müzikal yolculuğumdan, içimde taşıdığım çaresizliklerden, özlemlerden besleniyorum. Ama bence en önemli mesele şu: Bütün bunları Kürtçe ifade edebilmek. Çünkü benim ana dilim Türkçe değil. Benim ikinci dilim Türkçe. Dolayısıyla dünyayı ilk duyduğum, ilk hissettiğim yer Kürtçe. Kendi ana dilimde şiir yazabilmek, şarkı sözü yazabilmek benim için çok kıymetli. “Dil zihinsel haritalarımızı da belirliyor” Kürtçe yazmak sizin için yalnızca dilsel değil, aynı zamanda politik ve kültürel bir tercih mi? Kesinlikle öyle. Çünkü asimilasyon politikalarının bu kadar yoğun olduğu bir coğrafyada büyümüş biri için kendi dilinde üretmek başlı başına çok önemli. Kürtçe konuşuyor olmak başka bir şey,